Ormanı Avril Lavin'in kafasına atacakken ayağı kaymış ve uçuruma yuvarlanmış. Aşağı düşerken İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne mail yazmış ve uçurumla ilgili şikayetini bildirmiş. Bir anda Eltın Con yakalamış Şunuki'yi bacağından. "Şunukicim selamünaleyküm" demiş Eltın Con. Şunuki çok şaşkın, "aleykümselam abi" demiş. Eltın Con, "gel bakalım bir çay içelim seninle" demiş. Sonra barmen gelmiş anıları tazelemiş. Eltın Con Şunuki'ye arkasını dönüp donunu indirmiş, hadi demiş. Şunuki çok heyecanlanmış, "nadi?" diye sorabilmiş. Eltın Con "hadi hadi" diye devam etmiş, geri geri gelerek Şunuki'ye yaslanmış. Şunuki geri geri kaçarken ayağı kaymış ve uçurumdan aşağı yuvarlanmış. Sonra Kevın Speysi yakalamış Şunuki'yi. "Şunuki, birader sen hep selamsız geçiyosun dükkanın önünden" demiş ve Şunuki'nin çükünü kesmiş. Sonra da pansuman yapmış. Utana sıkıla birbirlerinden özür dilemişler ve barmen gelip anıları tazelemiş. Sonra Tyranny gelmiş, "amca, kestiğiniz çükü kullanmıycaksanız ben alabilir miyim?" diye sormuş. Bunu duyan polis hemen olay yerine gelmiş. "Çocuk pornosu var burada" demiş. Kesilen çük Tyranny'nin ağzından çıkınca, polis de "ben hiçbir zaman yanılmam" demiş. Çocuk pornocu Tyranny ve suç aletinin sahibi Şunuki'yi Alkadraz'a tıkmış polis. Alkadraz kuşçusu bunların tiplerini hiç beğenmemiş, basmış kuş gribini bunların popolarına. Şunuki yanında getirdiği anahtarla kapıları bir bir açıp Alkadraz'dan kaçmak istemiş ama anahtarını bulamamış. Tyranny'ye anahtarını görüp görmediğini sormaya gitmiş. "Bende yok" demiş Tyranny. Bunun üzerine gardiyan gelmiş, metal dedektörüyle Tyranny'yi aramış. Sonunda anahtar Tyranny'nin götünden çıkmış. Şunuki bu olaydan sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne çocuk pornosu ve porno çucuğu konularında kompozisyonlar yazmış. O sinirle Şunuki bir de Alkadraz kuşçusunun kafasına sopayla vurmuş. Kuşçu oracıkta beyin pekmezini akıtıp yakan topta kazandığı bütün canları vermiş ve ölmüş. Bunu gören gardiyan çok üzülmüş ve sinirlenmiş. Şunuki gardiyandan çok korkmuş ve başlamış koşmaya. Gardiyan daha hızlı koşmuş ve Şunuki'nin üstüne atlamış.Biz boyamayı bilmiyoruz ki, sadece boyim mi? diye sormayı biliyoruz. Sırtında gardiyanla yarışan Şunuki son düzlükte sprinte kalkmış ve dışardan yaptığı atakla 3. ayakta birinci gelmiş. Başbakanlık koşusunu kazanan Şunuki ve jokeyi gardiyan sevinçten havalara uçmuşlar ve öpüşüp barışmışlar. Birbirlerinden utana sıkıla özür dilemişler. Sonra barmen gelmiş anıları tazelemiş. Gardiyan kuşçuyu 'Alkadraz Kuşçusu' filminden ve Kenan İmirzalioğlu ile birlikte oynadığı 'Neli Börek?' dizisinden bildiğini, çok iyi bir insan olduğunu, ölmeseydi daha iyi olacağını söylemiş gözyaşları içinde. Sonra Tyranny gelmiş, "ölen kuşçunun çükünü ben alabilir miyim?" diye sormuş. Bunu duyan halk gelip Tyranny'yi lanetlemiş ve kafasına taş atmışlar. Tyranny de oracıkta ölmüş. Sonra Şunuki ile gardiyan başbakanlık koşusundan kazandıkları paraları harcayıp günlerini gün etmek üzere Şunuki'nin önceden hazır bulundurduğu süpersonik arabalı vapuruna atlayıp ufukta kaybolmuşlar. Sonra benim telefonum çaldı. Bilmediğim bir numaraydı. Açtım, "selamünaleyküm birader, ben gardiyanım" dedi adamın biri. Ben de mühendisim ne var? diye sordum. Şunuki ile birlikte ufukta kaybolduk dedi. Şunuki arayınca telefonu açmıyormuşsun, o yüzden ben aradım dedi. Tamam yarım saate gelirim ben dedim ve Ufuklara gittim. Kapıyı Ayşe Teyze açtı. Merhaba Ayşe Teyze, Ufuk evde mi? diye sordum. "Evde canım, gel içeri" dedi. Yok ben girmeyeyim, Ufuk topunu da alsın gelsin, bugün mahalle maçımız var dedim. "Tamam canım" dedi, "o zaman size iyi şanslar" deyip benim dudaklarıma yapıştı. Halk bizi zor ayırdı. Sonra biz mahalle maçına başladık. Rakip mahalle takımında oynayan katrasa bana taban girdi, bacağımı kırıyodu az kalsın. Ben de ona kafa attım. Sonra biz kavga etmeye başladık. Halk gelip bizi ayırdıktan sonra katrasa "neden Şunuki'yi bulmaya gitmiyorsun?" diye sordu. Gitmiyorum ulan dedim. Sonra bana bir yumruk çaktı, ben kendimi karşı kaldırımda buldum. Monika Belluci geldi, yerden kafamı kaldırıp memelerinin üstüne koydu, vebkemini açtı hemen. Bende tık yok. Baktık katrasa karşı kaldırımda kendinden geçiyor, dedim kapat şu vebkemi. Bunu duyan katrasa bana kızdı ve yanıma gelip kafama sopayla vurdu. Sopa kırıldı ama benim kafam kırılmadı. Ben de yerimden kalkıp katrasanın kafasına yoldan geçen bir otobüsü attım. Katrasa yere düşünce Monika Belluci onun yanına gidip katrasa'ya vebkemini açtı, tabii katrasa vebkemi görünce hemen iyileşti. Sonra biz katrasayla birbirimizden utana sıkıla özür diledik, barmen gelip anıları tazeledi. Ne yapıyorsun katrasacım, okul bitti mi? diye sordum. "Ne okulu be yalanım, Ford servisi açtım ben" dedi. "Ford dersleri veriyorum, servis ve bakım hizmeti veriyorum" dedi. "İstersen derslerimden birine ücretsiz girebilirsin" dedi. Tamam dedim. Gittik katrasa'nın Ford servisine. Bir sınıfa girdik, baktım tiplerin hepsi kıro. Katrasa başladı anlatmaya; "bir belediye otobüsüne bindiğinizde ayaktaki bütün bayanlara şöyle bir göz gezdirdikten sonra hedefinizi belirlemelisiniz. Hedefiniz olan bayan sizin ford fokusunuzdur" dedi. Ben Aaaaa! diye şaşırdım. Katrasa devam etti; "mesela ford fokusunuz olan bayan otobüsün en arkasında. Arkaya doğru yürürken ayaktaki diğer bayanlara da sürterek fakat hiçbir yerde durup zaman kaybetmeden yolunuza devam etmenize ford transit denir" dedi. Ben bir şaşırma şaşırdım, oha dedim içimden. "Ford fokusunuza ulaşıp hatuna dayandığınız zaman ford konnekt gerçekleşmiş olur" dedi, "hadi şimdi dağılın şehrin dört bir yanına" diyerek bitirdi. bütün öğrenciler halay çekerek sınıftan çıktı. İşte böyle dedi katrasa, "gel şimdi de servis bölümüne geçelim" diye devam etti. Ben pek konuşamadım şaşkınlıktan. "Servis bölümünde de ford transit ve ford konnekt sırasında kafasına çanta yemiş, halk tarafından otobüsten atılıp yaralanmış arkadaşlara servis hizmeti veriyoruz" dedi. Ben hemen ordan kaçtım gözyaşları içinde. Ben yolda tek başıma ağlayarak yürürken Gizem geldi. "Noldu canım?" diye sordu. Ben de yok bir şey dedim. Gizem bunu duyunca dudaklarıma yapıştı. Halk gelip bizi ayırdı. Sonra ben Gizem'e sordum, nasılsın Gizemim nasıl gidiyo Aşton Kaçırla ilişkiniz? Gizem de; "nolsun canım, geçen gün bakkaldan 3 tane viski aldım, paranın üstüyle de 2 viski aldım" dedi. Eee? dedim. "Eeesi bu kadar, hadi görüşürüz, babam yokken ben biraz msn'e takılayım dedi" ve gitti. Onun arkasından Gizem'in babası geldi. Baba naber? dedim. "Çok dertliyim" dedi. Neden, hayırdır? diye sordum. "Bizim kız bakkalla anlaşmış, viski şişesinin içine bira koyduruyormuş" dedi. "Viski içiyorum artık diye insanları kandırmaya çalışıyor" dedi. "Ben de bu yüzden msn bundan sonra sana yasak dedim ama ben yokken giriyor" dedi, başladı ağlamaya. Gizem'in babası amca, sen hiç komik bir insan değilmişsin, gider misin lütfen dedim, gitmedi. Ben de denize attım. Gizem de babası denizden çıkınca onu yemiş. Sonra iki tane ayakkabı boyacısı çocuk geldi benim yanıma. "Abi boyim mi abi? Abi boyim mi abi?" Boyayın a.k. dedim, şaşırdılar. Ne duruyosunuz? Boyasanıza dedim. "Biz boyamayı bilmiyoruz ki, sadece boyim mi diye sormayı biliyoruz" dediler gözyaşları içinde. Hadi beyaz spor ayakkabılarıma boya sürüp kaçın o zaman dedim, sevindi piçler. Boyayı sürüp kaçtılar. Ben de arkalarından el salladım. Elimi çok sallamışım, kimse inanmadı. Sonra halk geldi beni ortadan ikiye ayırdı. Noluyo lan? dedim. "Pardon abi ben bir an kavga ediyosun sandım" dedi. Affettim. Ben Halk Hogan'ı çok severim. Ne zaman kavga eden birilerini görse hemen ayırır, sonra bir kafa koyar bunlara, bir daha kavga etmez bu terbiyesizler. Geçen gün halk bende yemekteydi. Şunuki'yi gördün mü? dedim, "şeytan görmüş yüzünü" dedi. Sonra kapı çaldı. Delikten baktım, Şunuki. Açmak istemedim ama polisle gelmiş.Merhaba Ayşe Teyze, Ufuk evde mi? Kapıyı açtım, çay koydum içtik. Barmen geldi anıları tazeledi. Sonra ben katrasa'yı da çağıralım dedim. Şunukiyle halk pek istemediler ama ben aradım katrasa'yı. "Kumkapı'dayım, gelemem" dedi. Burus Vilis de seninle mi dedim, utana sıkıla "evet" dedi ve özür diledi. Sonra barmen konferansa katıldı telefonda, anıları tazeledi. Ben küfür edip kapattım telefonu. Sonra Gizem'i aradım. "Alo!" dedi. Alo deyince ben tahrik oldum, üzerinde ne var? diye sordum. "Nazar var" dedi. Hayırdır, noldu? dedim. "Hiç sorma, 39 derece ateşle yatıyorum" dedi. Ay canım geçmiş olsun, çok öksürüyo musun? diye sordum. "Hasta olan ben değilim, Aston Kaçır'ın ateşi 39 derece" dedi. Bırak Aşton Kaçır'ı bana gel, eski grubu topluyoruz dedim. "Gelemem canım Aşton Kaçır'ımı bu halde bırakamam" dedi. Küfür edip telefonu kapattım. Barmen, daha anıları tazeliycektim dedi, ona da küfür ettim. Sonra ben Şunukiyle halka da küfür ettim, hepsini kovdum evden. Gece geç saatlere kadar eğlenip şarkılar söyleyemediğimiz için komşular toplanıp kavgaya da gelmediler. Paris Hilton'a da vuramadım. Gözyaşları içinde yatağıma gittim. Bir saat sonra kapı çaldı. Delikten baktım, kocaman bir kalabalık. Açmak istemedim ama polisle gelmişler. Kapıyı bir açtım Katrasa, Şunuki, Tyranny, Gizem, Halk Hogan, Kevın Speysi, Eltın Con, yufkacı, Monika Belluci, Bedrettin Dalan, Paris Hilton, Semra Hanım, Met Deymın, Aşton Kaçır, polis, Burus Vilis, seks tanrısı Herkes, fotokopi makinesi, gardiyan, Anna Nikol Simit, Avril Lavin, barmen, ayakkabı boyacısı iki çocuk, Gizem'in babası, Alkadraz kuşçusu ve bütün orman "Heppi börtdey tu yuuuuuu!" diye içeri girdi. Ben bu sefer de sevinçten ağlamaya başladım. Gece geç saatlere kadar gülüp eğlendik, şarkılar söyledik. Kavga çıkmadı ama ben Paris Hilton'a çok pis vurdum yine de.
|